Çarşamba, Kasım 30

BUNLARA DİKKAT EDELİM

1. Sabah namazı kılındıktan sonra güneş doğana kadar nafile namaz kılınmaz
2. Güneş doğduktan sonra 45 dakika boyunca hiçbir namaz kılınmaz
3. 45 dakika geçtikten sonra öğleden 30 dk. öncesine kadar her türlü namaz kılınabilir
... 4. Öğlen ezanına 30 dakika kala, ezana kadar hiçbir namaz kılınmaz
5. İkindi namazı kılındıktan sonra hiçbir nafile namaz kılınmaz, sadece kaza kılınabilir
6. Akşam ezanına 45 dakika kala, ezana kadar sadece ikindinin farzı kılınabilir. Sünneti ve nafileler kılınamaz
7. Akşam namazı farzı önce kılınan tek namazdır
8. Yatsı namazının vakti, imsak vakti girene kadardır. Erken kılmakta fayda vardır fakat, imsak'a kadar kılınabilir...

Rabbimiz ilmimizi artırsın..

"ALLAH'I ÇOK İSTEDİĞİN ZAMAN GEL"

Bir bilge nehir kenarında tefekkür ederken, yanına genç bir adam geldi ve tefekkürünü yarıda kesti.

"Öğrenciniz olmak istiyorum üstadım" dedi genç.
"Neden?" diye karşılık verdi bilge.

... Delikanlı bir an düşündükten sonra nedenini söyledi:
"Çünkü Allah'ı bulmak istiyorum."

Bilge birden oturduğu yerden ayağa fırladı, ilerlemiş yaşından umulmayan bir güç ve çeviklikle genci tuttuğu gibi nehre sürükledi. Sonra da kafasını suyun altına soktu. Bir dakika kadar onu suda tuttu. Genç o sırada çırpınıyor, kendisini bilgenin elinden kurtarmaya çabalıyordu.
Sonunda, bilge onu nehirden çıkardı.

Delikanlı yuttuğu suları öksürerek çıkardı ve hırıltıyla nefes alıp verdi.

Ve nihayet sakinleştiğinde, bilge sordu:
"Söyle bana, suyun altındayken her şeyden çok neyi istiyordun?"

"Hava!" cevabını verdi genç adam.

"Aferin" dedi bilge tane tane.

"Şimdi evine git ve Allah'ı havayı istediğin kadar çok istediğin ve arzuladığın zaman tekrar gel."

Namazı özürsüz kılmayan kimseye, Allahü teâlâ onbeş sıkıntı verir

Bunlardan altısı dünyada, üçü ölüm zamanında, üçü kabirde, üçü kabirden kalkarkendir.

... Dünyada çekeceği azaplar:

1- Namaz kılmayanın ömründe bereket olmaz.
2- Allahü teâlânın sevdiği kimselerin güzelliği, sevimliliği kendine kalmaz.
3- Hiçbir iyiliğine sevap verilmez.
4- Duâları kabûl olmaz.
5- Onu kimse sevmez.
6- Müslümanların birbirlerine yaptıkları iyi duâlarının buna fâidesi olmaz.

Ölürken çekeceği azaplar:

7- Zelîl, kötü, çirkin can verir.
8- Aç olarak ölür.
9- Çok su içse de, susuzluk acısı ile ölür.

Mezarda çekeceği acılar:

10- Kabir onu sıkar. Kemikleri birbirine geçer.
11- Kabri Cehennem ateşi ile doldurulur. Gece-gündüz onu yakar. Cehennem ateşi dünya ateşine benzemez.
12- Allahü teâlâ, kabrine çok büyük yılan gönderir. Dünya yılanlarına benzemez. Hergün, her namaz vaktinde onu sokar. Bir an bırakmaz.

Kıyâmette çekeceği azaplar:

13- Cehenneme sürükleyen azap melekleri yanından ayrılmaz.
14- Allahü teâlâ, onu kızgın olarak karşılar.
15- Hesâbı çok çetin olup Cehenneme atılır.

__ Namaz kılmayanın ömründe, bereket olmaz.
Ömründe, hayır ve menfaat görmez.
Ömrü çeşitli hastalıklarla, sıkıntılarla geçer.
Ma'nevî huzûru olmaz.
Sahip olduğu dünyalıklar onu rûhî sıkıntıdan kurtaramaz. (

Salı, Kasım 29

imtihanda başarılı olmak için okunan dualar

1 Bardak suya 184 kere {Yâ Mukaddim} İsmi Şerifini okutuktan sonra içmeye devam eden,Allahü Teala'nın izniyle imtihanda başarılı olur.

* İmtihana girerken İsra suresinin 80. ayeti kerimesi okunur:
... {Rabbi edhilni müdhale sıdkın ve ehricni muhraca sıdkın vec'al li min ledünke sultânen nesirân}
''Ey Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla.Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.''

* İmtihana oturunca Tâhâ suresinin 25-26. ayetleri okunur:
{Rabbişrah li sadri.Ve yessir li emri.Vahlul ukdeten min lisani.Yefgahü kavli}
''Rabbim! Yüreğime genişlik ver,işimi bana kolaylaştır,dilimden bağı çöz ki, sözümü anlasınlar''

* İmtihan gecesi İsrâ suresinin 21. ayeti kerimesi 2970 kere okunur:
{Keyfe feddalnâ ba'zahüm alâ bâz}
''Nasıl bazılarını bazılarına üstün kıldık''

*Kalemi eline alınca Besmele çekip şu dua okunur:
{Ya Hayyü ya Kayyümü birahmetike esteğisü}
''Ey Hayy ve Kayyüm...

Cumartesi, Kasım 26

KALBİN DARALMASINA KARŞI

Hz. Muhammed sallahu aleyhi vesselemin, i...nkarcıların en ağır hakaretlerine, alaycı sözlerine, eza ve cefalarına maruz kaldığı günlerdi. Müşriklerin haddi aşan tavırları yüzünden Resûlullah (sav) mübarek göğsünün daraldıkça daraldığını, canının pek sıkıldığını hissediyordu. Sıkıntılarının had safhaya çıktığı o günlerde, Allah Teala (c.c.) sevgili Peygamberinin imdadına yetişircesine şu ayetleri nazil buyurdu:

"Andolsun biliyoruz ki onların söyleyip durduklarından, göğsün cidden daralıyor. Sen hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol. Sana "yakîn" gelinceye kadar da Rabbine ibadet et" (Hicr. 97-99).

İŞE GİDERKEN YAPILACAK NİYET

Bir insan sabah kalkınca güzelce abdestini alsa, s...onra da, ‘Yâ Rabbi! Sen rezzâk-ı mutlaksın. Çalışsak da çalışmasak da rızkımızı verirsin. Lakin rızık için çalışmayı sen bize vâcip kılmışsın. Biz senin rızan için vâcip kıldığın üzere rızkımızı kazanmaya gidiyoruz’ derse ve niyetini bu şekilde yapıp işine başlarsa Gavs-ı Bilvânisî (k.s) onlar için şöyle diyor:
O insan bütün gün başını secdeden kaldırmayan kişinin sevabını alır. Böyle bir sevabı kazanmak için sadece niyet yeterlidir.”
Gavs-ı Sânî (kuddise sırruh)

Gavs-ı Sani (k.s.) Sohbet hakkındaki sözleri...

Sofiler Sohbet muhabbet verir, muhabbet insana amel yaptırır...

... -Sofiler sohbeti rabıtayla dinlerlerse Rahmet zuhur eder...

-Dergahlar?da vekiller bol bol Tasavvufi sohbeti yapsınlar...

-Bir vekilin sohbet yapması, islamı anlatması için illa Mola olması, alim olması şart değildir. kitaplardan Okuyabilir Hazırlık yaparak kitaplardan çıkardığı özeti okuya bilir...

-Gavs Sani Hz. lerine bir vesile ile sorduk;

-Sultanım cemaat çok kalabalık olduğu halde yapılan sohbetlerden bir feyiz ve muhabbet alamıyoruz. Bazen de üç beş kişilik bir ortamda yapılan sohbette çok daha fazla feyz ve muhabbet olduğunu müşahede ediyoruz. Acaba bunun nedenleri nelerdir??

Gavs Hz. leri buyurdular ki;
-Bunun üç sebebi vardır, bu üç sebepten biri ya da bir kaçı zuhur edince o ortamdan feyiz ve muhabbet kesilir.?

1-Ya sohbet eden kendi nefsinden konuşuyordur?Yani gafildir. Varlık duygusu ile konuşuyordur. Allah ın rahmetine, Sadatların himmetine yönelmemiştir.?

2-Ya da cemaat aynı şekilde gaflet içindedir ve adabı gözetmeksizin mecliste bulunmaktadırlar. Yani kalpler dağınık beklentiler farklıdır. Allahın rahmetine, Sadatların feyzine yönelmemişlerdir...?

3-Veyahut cemaat sohbette geçen konularda birbirlerinin eksiklerini görme gayreti içindedir. Yani şu şunun eksiği, bu da bunun eksiği gibi düşünerek herkesin topu birbirlerine atmasıdır...?

Sonra Gavs Hz. leri durdular ve üçüncü maddeyi işaretle buyurdular ki;
-Vallahi biz bundan nefret ediyoruz?...

HİCRİ YILBAŞI NASIL BELİRLENDİ

Güneş yakıcı sıcaklarını Medine sokaklarında olanca etkisiyle hissettirirken adresi belli evlere haber verme görevini tamamlayan Abdullah, dönüp meşveret binasının kapısında tekrar beklemeye başladı.

Çok geçmedi haber verdiği evlerden çıkan zatlar da tek tek yolda görünür oldular. İşte ashabın ileri gelenlerinden Saad bin ebi Vakkas... İşte Talha... Şu gelen de İmam-ı Ali olsa gerek... Yolda görünenler vakit kaybetmeden aceleci adımlarla meşveret binasına giriyorlardı.


Uzaktan biri daha göründü. Bu, Halife Hazreti Ömer'in ta kendisiydi. Meşveret meclisini de o davet etmişti zaten. Nitekim içeriye girer girmez vakit kaybetmeden, Allah'a hamd, Resulü'ne de salat-ü selamdan sonra konuya girdi:


-Devlet işlerine tarih koymakta zorluk çekmekteyim. Gönderilen evraklarda kimi Resulullah'ın hicretinden önce diyor, kimi de sonra diye tarih koyuyor. Böylece bir tarih tespitine ihtiyaç ortaya çıkıyor. Artık kendi tarihimizi başlatma zamanı gelmiştir. Bir mühim olayı tarih başlangıcı olarak tespit ve ilan etmeliyiz. Karışıklık son bulmalıdır. İşte bunun için davet ettim sizleri...


Mecliste hazır bulunanların hepsi de böyle bir tarih tespitine gerek görüyorlar, ancak hangi olayı tarih başlangıcı olarak kabul edeceklerini pek kestiremiyorlardı.


Zira Efendimiz'in hayatının her ayı, her günü bir tarih başlangıcı olacak kadar mühim olaylarla doluydu. Nitekim Saad bin ebi Vakkas kendisini çok meşgul eden olaya ait teklifini yaptı:


-Ey müminlerin emiri, dedi, ben Resul-ü Ekrem (sas) Hazretleri'nin vefatını tarih başlangıcı olarak teklif ediyorum. Bu, çok büyük bir olay!..

-Peki ,sen ne dersin ya Talha? Saad'ın teklifini duydun, uygun buluyor musun?..


-Ben böyle üzüntülü bir günü tarih başlangıcı yapmayı uygun bulmuyorum. Bunun tam aksine Resulü Ekrem'in (sas) doğumunu tarih başlangıcı olarak teklif ediyorum.


-Peki, ya Ali! Sen ne dersin?.. Bir de seni dinleyelim. Teklifleri duydun...

-Ben bu iki mühim olayın ikisinden de mühim üçüncü bir olayı teklif etmek istiyorum.


-Neymiş Resulullah'ın doğumundan da ölümünden de mühim olan olay?

-Hicret!.. Müslümanların İslam'ı yaşamak ve yaymak için her şeylerini Mekke'de bırakarak Medine'ye hicretleri. İlk Müslümanların imanı uğruna mallarını, mülklerini, hatta aile efratlarıyla birlikte bütün akraba ve yakınlarını dahi bırakarak, bir torba içine koydukları bir avuç hurma ve bir parça kuru ekmekle yola çıkmayı göze alışları, tarih boyunca unutulmayacak çapta bir fedakârlık örneğidir. Ben bu fedakârlık örneği hicreti, tarih başlangıcı olamaya layık bir hadise olarak görüyorum...


-Ne dersiniz ey Resulüllah'ın aziz ashabı?.. Müslümanların Medine'ye hicretlerini İslam tarihinin başlangıcı olarak tespit ve ilan etmemize?

-Ben Ali'nin bu teklifini yerinde buluyorum.. ben de.. ben de....


Böylece Hazreti Alinin (ra) teklifiyle Resulüllah'ın (sas) Mekke'den Medine'ye hicret ettiği sene İslam tarihinin ilk senesi, ilk hicret kafilesinin yola çıktığı öteden beri mübarek bilinen Muharrem ayı da birinci ay oldu..

Hicretten (17) yıl sonra Halife Hazreti Ömer'in başkanlığında toplanan meşveret meclisinin aldığı bu kararı kapıda bekleyen Abdullah, Medine sokaklarında halka şöyle ilan etti:


-Ey Müslümanlar! Resulullah'ın Mekke'den Medine'ye hicret ettiği sene, birinci sene ve ilk hicret kafilesinin hareket ettiği hep mübarek bilinen muharrem ayı da birinci ay olmuştur. 

HİCRİ YILBAŞI DUASI

'
ELHAMDÜLİLLAHİ RABBİL ALEMİN.ESSALAATÜ VESSELAAMÜ ALA SEYYİDİNAA MUHAMMEDİN VE ALAA AALİ SEYYİDİNAAA MUHAMMEDİN VE ALAAA ALİHİİİ VE SAHBİHİİİİ ECMEIYYYYN....ALLAHÜMME ENTEL EBEDİYYÜL KADİYYM. EL HAYYÜL KERİYM. EL HANNAAANÜL MENNAAAN. VE HAAZİHİİİ SENETÜN CEDİİİDETÜN ES ELÜKE FİİHEL İSMETE MİNEŞŞEYDANİRRACİYYYM...VEL AVNE ALAAA HAAAZİHİNNEFSİL... EMMAAARATİ BİSSÜÜÜİ VEL İŞTİĞAAALİ BİMAAA YÜKARRİBÜNİİİİİ İLEYKE YAAA ZELCELAAALİ VEL İKRAAAM...BİRAHMETİKE YAAA ERHAMERRAAHIMİYYN...VE SALLALLAHU VE SELLEME ALAAA SEYYİDİNAAA VE NEBİYYİNAAAA MUHAMMEDİN VE ALAAAA AAALİHİİİ VE SAHBİHİİİİ VE EHLİ BEYTİHİİİİ ECMEIYYYYN....(kim bu duayı muharem ayının 1. günü 3 kez okursa o sene içinde her türlü kazalardan ve belalardan Allah' ın izniyle korunur.Allah o sene boyunca koruyacak 2 melek görevlendirir.Önemli olan nokta şudur ki ; DUA ADABI; şüphe ve ümitsizlik içinde okumak değil, tam bir samimiyet, güven ve teslimiyetle okumaktır, bildiğimiz üzre...ALLAHU ALEM.





Ey ! Senin razı olmayıp beni nehyettiğin şeylerden bu sene her ne yaptıysam
ben onları unuttum Sen ise unutmadın Bana ceza vermeye kadirken mühlet verdin ve ben
Sana karşı gelme cürreti göstermişken beni tevbeye davet ettin
... Ey ! Ben bütün bunlardan dolayı Senden mağfiret diliyorum Beni bağışla!
Ey Kerem sahibi!Ey celal ve ikram sahibi! Senin razı olup bana sevap vaadettiğin
hangi amelleri bu sene işlediysem Senden dilerim ki onları kabul edesin
ve senden ümidimi kesmeyesin!
Ey kerem sahibikabul eyle! Efendimiz Muhammed'e ve al-i ashabına salat-ü selam eyle!''derse
şeytan '' Biz bir sene yorulup bu günahları işletmek için zahmet çektik o bir anda
hepsini sildirdi!'' deyip yüzüne toprak saçarak kaçar''

MUHARREM AYININ İLK GÜNÜ KILINAN NAMAZ

NAMAZIN KILINIŞI-
1.Rekat:
Sübhaneke + Euzü Besmele + Fatiha Suresi + Zammı Sure(Mümkün oldugunca uzun) + Rüku + Secde
... 2.Rekat:
Besmele+Fatiha + Zammi sure (Mümkün oldugunca uzun)+ Rüku + Secde+ Ettehiyyatü + Salli-Barik + Rabbenalar + Selam

Namazdan sonra eller kaldırılır şu dua edilir:

Allâhümme ente rabbî kadîmün ve hâzihî senetün cedîdetün fes'elüke min hayrihâ ve eûzü bike min şerrihâ vestekfîke meûnetehâ ve şuğlehâ yâ zel celâli vel ikram, allahümme entel ebediyyul kadîmu ve hâzihi senetün cedîdetün es'elüke fîhel ismete mineş şeytâni vel avne alâ hâzihin nefsil emmâreti bissûi vel iştiğali bimâ yukarribunî ileyke yâ zel celâli vel ikrâm.

Bu duayı okuyan kimseye Allah (cc) bir melek görevlendirir. O melek, şeytanı ondan def eder. Nefsine karşı ona yardımcı olur. İlahi hoşnutluga ermesini kolaylaştırır ve bütün işlerinde o kimseye kolaylık saglar.

Cuma, Kasım 25

ZİLHİCCENİN SON GÜNÜ BU DUAYI OKUYUN

Zilhiccenin son günü bu duayı okuyanın geçirmiş senenin günahları silinir inşaallah..''Ve sallallahu ala seyyidina muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellem.Allahümme ma amiltühü fi hazihisseneti mimma neheyteni anhü velem terdahü ve nesitühü ve lem tensehü ve halumte aleyye bağde kudratike ala ukuubetii ve deavteni ilettevbeti minhü bağde ceraaetii ala mağsıyetik.Allahümme feinni estağfiruke minhü feğfirlii vema amiltü fihi min amelin terdaahü ve veadtenii aleyhis sevab.Fes elüke allahümme ya kerimü ya zel celali vel ikrami en takbelehü minni vela tektaa recai minke ya kerim.Ve sallallahu ala seyyidina muahmmedin ala ve alihi ve sahbihi ve sellem

Hicri yılbaşında neler yapacağız?

Hicri yılbaşına kavuşmamız nedeniyle hayatımızda yeni bir sayfa açılmıştır Bu sayfanın iyi şeylerle dolması için ne lâzımsa yapılmalıdır

Önce geçmiş bir yılın muhasebesi yapılmalıdır Hatalar sevaplar göz önüne getirilmeli; eksiklikler giderilip, hatalar telafî edilmelidir

- Yeni yıla yeni düşünceler, faydalı işler yapma niyetiyle girilmelidir
...
- Cenab-ı Allah’a kendimiz için, yakınlarımız için, müslümanlar için dua ederek yeni yıla girmeliyiz

- Zulmün bitmesi için dua etmeliyiz

- Yeni yılda islâmî şuurun artması için çalışmalar yapmalıyız Allah’tan sağlık, sıhhat ve hayırlı ömür niyaz etmeliyiz

- “Allah’ım, sen evveli ve sonu olmayan cömert, acıyan, ihsanı bol olansın Bu yeni yılda bize helâl rızıklar ihsan et Bu sene beni, yakınlarımı ve müslümanları şeytanın aldatmasından ve tuzaklarından koru Nefsimizin kötülüklerine karşı bize yardım et!”

Allah’ım! Bizi sana yaklaştıracak, rızana uygun işler nasip eyle

Ey Allah’ım! Sen merhametlilerin en merhametlisi-sin Bize merhametinle muamele et, diye dua etmeliyiz

Bugün ihtiyaç sahiplerine sadaka verilmelidir Bolluğa sebep olacaktır inş

Gecesini de namazla Kur’an-la zikirle geçirmeliyiz ki, bu da Allah’ın affına ve rızasına sebep olur inş

Medeniyetlerin farkını ortaya koyması bakımından çok önemlidir Bir muharremi kutlamak lâzım

Başkalarının uydusu olmaz Çünkü Peygamberimiz (sav): “Başka bir topluma, millete benzeyen onlardandır” buyurmuştur Allah bizi, müslümandan başkasına benzetmesin

Perşembe, Kasım 24

kıyamette

Kıyamette, Allahü teâlâ, şu yedi kişiyi himaye eder:
1- Âdil idareciyi,
2- Allah’a ibadetle yetişen genci,
3- Namaz için gönlü camiye bağlı olanı,
4- Allah için birbirini seven, Allah için buluşup, Allah için ayrılanları,
... ... 5- Güzel, zengin ve mevki sahibi bir kadın, günaha davet edince, Allah’tan korkup onu reddedeni,
6- Sadakayı gizli vereni,
7- Yalnızken Allah’ı anıp ağlayanı. (Buhari)

Çarşamba, Kasım 23

KÜFÜR VE KÜFRE DÜŞÜREN SÖZLER

Her geçen gün biraz daha umursuzlaşıyor insanlık, her geçen gün daha bir cahilleşiyor insanlar… En büyük cehalet küfür-şirk, en büyük cahil Ebu Cehil yani ‘cehaletin babası’… İman yolunu bırakıp bile bile küfür yoluna sapmak ise şüphesiz insanın kendine yaptığı en büyük zulümdür. Çünkü bu insanın kendisini cehenneme atması anlamına gelmektedir.
Küfür, sözlükte ‘örtmek’ demektir. Dini ıstılahta ise Hz. Peygamber (asv)'in Allah-u Zülcelal katından getirdiği kati olarak bilinen şeylerden birini inkar etmektir. Bilindiği üzere bu inkar ve küfür kişiyi dinden çıkarır.

Dört çeşit küfür vardır, bunlar;

1- Küfr-i İnkari; Allah-u Zülcelal'i tanımayıp onu asla kabul etmemektir. Allah-u Zülcelal'in varlığını inkar eden kafirler gibi.

2- Küfr-i Cuhudi; Kalple Allah-u Zülcelal'i tanıyıp, kibrinden dolayı diliyle ikrar etmemektir. Şeytanın küfrü gibi.

3- Küfr-i İnadi; Kalple Allah-u Zülcelal'i bilmek, dille itiraf etmek. Ebu Talib gibi. Zira o: “Ben Muhammed(sav)'in dininin, dinlerin en hayırlısı olduğunu biliyorum, fakat beni tenkit ederler diye itiraf etmiyorum” diyordu.

4-) Küfr-i Nifaki; Dille ikrar ettiği halde, kalple tasdik etmemektir. Münafıklar gibi.


İslam’da en önemli şey iman, itikat düzgünlüğü ve imani hataların düzeltilmesidir. Allah’a, Allah-u Zülcelal’in istediği gibi iman etmek, o kadar önemli ve ahiret açısından öyle önemli bir meseledir ki, Hz. Ömer (ra) bunun önemini anlatmak için şöyle söylemiştir: “Namaz kılmaktan çivi gibi olsanız, oruç tutmaktan yay gibi olsanız, itikadınız düzgün değilse, amelleriniz kabul olmaz.”

İman ve itikat yönünden günümüz müslümanlarının düştüğü en büyük tehlike, imandan sonra bilerek yada bilmeyerek küfre düşmektir. Bunun en büyük sebebi, elbetteki cehalettir. Bu da ‘farz-ı ayn’ yani, kişinin bilmekle şahsen sorumlu olduğu fıkıh ve itikad ilimlerini bilmemesinden kaynaklanmaktadır.

Oysa insan gündelik hayatında, yirmi dakikalık bir zaman süresini bu işe ayırsa, en fazla üç ay içinde bu bilgileri öğrenebilir. Fakat bu işe önem vermez basit görürse, küfre düşmesi de elbette ki kaçınılmaz bir gerçek olarak ortaya çıkacaktır.

Bu dünyadan imanla ayrılmak, dünya sınavında İslam’ı hakkı ile yaşamakla mümkündür. Bunun için de dini iyi bilmek ve doğru yaşamak lazımdır.

Günümüzde aldatıcı, yanıltıcı ve kafa karıştırıcı birçok husus var, kişiler var ve yayınlar var. Ahirzamanda iman elde kor gibidir. İmanla küfür arasında ince bir çizgide yaşıyoruz. Bu yüzden çok dikkatli olmalıyız. Çünkü şirke, küfre çabuk düşüren bir hayat yaşanıyor.

Kur’an-ı kerimde şöyle buyrulur: “Yeryüzündekilerin çoğuna uyacak olursan, seni Allah(cc.)’ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tabi olmazlar. Yalandan başka bir şey de söylemezler.” (Enam,116)

Dikkat etmek için öncelikle bilmek ve anlamak gerekir. İtikad konularının tamamını dergi gibi sınırlı bir alanda anlatmamız mümkün olamayacağı için biz bu sayımız da olayın ehemmiyetinin anlaşılması gayesiyle insanın küfre düşmesine sebep olan sözlerin bir kısmına yer vermeyi uygun gördük.

Küfre düşüren sözler

* “Allah(cc.), gökten, Arş’tan bize bakar”, “Yukarda Allah(cc.) şahit” demek.

* “Galiba Allah(cc.) onu unuttu” demek.

* “Ben Allah(cc.)’tan, Kur’ân’dan, Peygamberden(as) berîyim” veya mü’min birine “O Allah(cc.)’ın ve benim nazarımda dinsizdir veya Hıristiyandır veya Yahudi’dir” demek.

* Kudretini kast etmeksizin “Allah(cc.)’ın eli uzundur” demek.

* Yalanını “Allah(cc.) biliyor ki bu böyledir” cümlesiyle takviye ederek, insanları inandırmaya çalışmak.


* “Allah(cc.)’a yemin etmenle, eşeğimin anırması aynıdır.” demek.

* “Seni Allah(cc.)’tan fazla severim,” veya aşık olduğu kimseye “sana tapıyorum” demek.

* Allah Teâlâyı cisimle vasıflandırmak, Ondan başka kadîm (ezeli) varlık olduğuna inanmak, O’nu zamana ve mekâna isnad etmek, O’nu azalarla vasfetmek, meselâ “Gözü var” ya da “Görmez” demek.

* Allah(cc.)’tan başkasına tapmak, “Allah(cc.)’a da şeyhime de taparım” demek. Bunu yapmak da, söylemek de şirktir.

* Kızdığı birine “dinsiz” yahut “Allah(cc.)” kelimesine “sız” ilavesini yaparak konuşmak.

* Allah Teâlâ hakkında “Baba, oğul, dede” gibi sözleri kullanmak.

* “Allah Teâlâ şunu boşuna yaratmış” demek.

* Allah Teâlâ’nın isimlerini kullanarak sihir yapmak, âyetleri ters okumak. Haram işlerken Besmele çekmek. Allah(cc.)’ın isimlerini sun’i uyutma ve telkin için kullanmak.

* Azrail (aleyhisselam)’ı alaya almak niyetiyle: “Onu görünce Azrail(as.)’i görmüş gibi oluyorum” demek.

* “Sen bana şu kadar para ver; ben de Azrail(as.)’i falanın canını almaya göndereyim” demek.

* Takvâ ehli birine, dindarlığından dolayı “Şeytanı görmem, seni görmemden benim için daha iyi” veya “Sen domuz gibisin” demek.

* “Sen benim peygamberimsin” yahut “Ben senin peygamberinim” demek.

* Kur’ân’ı küçümsemek, beşer sözüne benzetmek, hükümlerini yetersiz görmek, bir harfini bile olsa inkâr etmek, haramını helal veya haramını helal saymak,

* Esmâ-ül Hüsnâ’dan veya Kur’ân’dan bir kelimeyi de olsa aşağılamak amacıyla pislik içine atmak.

* İlahi kitaplardan herhangi birine sövmek.

* Allah(cc.)’ın indirdiklerinden birine ayıp takmak, küçümsemek, alaya almak.

* Kur’ân’ı hakimin veya Allah(cc.)’ın isimlerinden birinin üzerine, kitabı ciltlemek gibi meşru bir gaye dışında basmak.

* Peygamberlerden(asv) herhangi birini veya şeriatlerini inkâr etmek. “Falan kişi peygamber de olsa, ona inanmam”, “Peygamber(sav) gelip bana bunu yap dese yine yapmam” veya “Peygamber(sav) yapma dese, yine yaparım” demek. (Bu olay asla gerçekleşmeyecek bile olsa, şarta bağlandığı için böyledir.)

* Kim olursa olsun herhangi bir insanı Peygamber seviyesine çıkarmak veya herhangi bir Peygamberi(asv) herhangi bir insan seviyesine indirmek.

* Peygamberin(sav) azalarından birini, meselâ sakalını küçümsemek.

* Peygamber(sav) hakkında “O adam”, “O herif” gibi saygısız ve küçümseyici sözler sarf etmek. Yine küçümseme amacıyla “O da nihayet bir beşerdir” demek.

* Peygambere(sav) yahut isimlerinden veya icraatlarından birine sövmek. Adı ‘Nebî’ olan birine, Peygamberi(sav) kastederek ederek sövmek.

* Onu yalanlamayı kast etmeksizin, “Peygamberim” diyen birine, “Madem Peygambersin bir mucize göster” demek.

* Tevatüren sabit olmuş (yalan söylemesi imkansız, bir çok Sahabe(ra) tarafından rivayet edilmiş) hadîsi inkâr etmek. Meşhur hadîsi inkâr konusunda ihtilaf edilmiştir. Ama mütevatir mi, meşhur mu olduğunu bilmeksizin bir hadîs için “Böyle sözler çok olmuştur” demek küfürdür.

* “Peygamber(sav) şunu severdi” denilince “Ben sevmem” demek. “Ben Peygamber(sav)'i sevmem” demek. Rol icabı bile olsa bunu yapmak küfürdür. Tek çıkış yolu “Ebu Cehil ya da falan böyle demişti” diye aktarmaktır.

Büyük Günahlar

1. Büyük Günahların En Büyüğü: Allah’a Ortak Koşmak (Şirk)
2. Ana Babaya Asi Olmak, Onlara Eziyet Etmek
3. Yalan Yere Şahitlik Etmek
4. İnsan Öldürmek

5. Sihir (Büyü) Yapmak
6. Namazı Terk Etmek
7. Zekâtı Vermemek
8. Faiz Yemek
9. Yetim Malını Yemek ve Ona Zulmetmek
10. Allah’a ve Resûlü’ne Yalan İsnad Etmek 11. Özürsüz Olarak Ramazanda Bir Gün Bile Oruç Tutmamak
12. Savaş Meydanından Kaçmak
13. Zina Yapmak
14. İdarecinin Halkını Aldatması, Onlara Zulmedip Zorbalık Yapması
15. Haram Olan İçkiyi (Hamr) İçmek
16. Kibirlenmek, Kendini Beğenmek, Övünmek
17. Livata
18. İffetli Kadın veya Erkeğe İftirada Bulunmak
19. Kamu Malından, Ganimetten, Devletten ve Zekâttan Çalmak
20. Haksız Yollarla İnsanların Mallarına El Koymak, Haram Yemek, Haram Kazanç
21. Hırsızlık Yapmak
22. Yol Kesmek
23. Yalan Yere Yemin Etmek
24. Çok Yalan Söylemek, Sözlerinin Çoğu Yalan Olmak
25. İntihar Etmek
26. İdarecinin ve Hâkimin Adaletsiz Olması, Haksızlık Yapması, Rüşvet Almak
27. Deyyusluk, İki Kişi Arasında Bozgunculuk İçin Çalışmak
28. Karşı Cinse Özenmek (Erkeğin Kadına Kadının da Erkeğe Benzemesi)
29. Hulle Yapmak ve Yaptırmak
30. Ölü Eti, Leş, Kan ve Domuz Eti Yemek
31. İdrardan Sakınmamak
32. Haraç Toplamak
33. Riyakârlık Yapmak, Gösteriş, İkiyüzlülük
34. Allah ve Resûlüne İhanet Etmek, Emanete Hiyanet 35. İlmi Gizlemek ve Sadece Dünya İçin Öğrenmek
36. İyiliği Başa Kakmak
37. Kaderi Yalanlamak ve İnkâr Etmek
38. Başkalarının Söz ve Sırlarını Öğrenmeye Çalışmak
39. Lanet Etmek, Sövmek
40. Sözünde Durmamak, Ahde Vefasızlık
41. Kâhin, Büyücü ve Müneccimi Tasdik Etmek
42. Kadının Kocasına Haksız Yere Huysuzluk Yapması (Nüşûz)
43. Akrabaların Hakkını Gözetmemek, Onlarla İlişkiyi Kesmek
44. Resim Yapmak 45. Söz Taşımak, Koğuculuk
46. Ölenin Ardından Ağıtta Aşırı Gitmek
47. Nesebe ve Soya Sövmek
48. Baş Kaldırmak, İsyan Etmek, Haddi Aşmak, Başkalarının Hukukunu Çiğnemek, Serkeşlik Etmek
49. Gücü Yettiği Hâlde Haccı Terk Etmek
50. Müslüman’a Eziyet Etmek ve Ona Sövmek, Küfretmek
51. Allah Dostlarına Eziyet Etmek ve Onlara Düşman Olmak
52. Elbiseyi Kibir Maksatlı Uzatmak (Elbise ile Gösteriş Yapmak)
53. Erkeğin İpek Giymesi, Altın Kullanması
54. Kölenin Efendisinden Kaçması
55. Allah’tan Başkasının Adına Kurban Kesmek
56- İnsanlara Yol Gösteren Levhaların ve Hudut İşaretlerinin Yerini Değiştirmek ve Sökmek
57. Sahabe Efendilerimize Sövmek, Kötü Söz Söylemek
58. Ensardan Herhangi Birine Sövmek, Kötü Söz Söylemek
59. Dalalete Çağırmak, Bid’atçılık, Kötü Bir Çığır Açmak
60. Peruk Takmak, Dişlerin Arasını Seyreltmek ve Dövme Yaptırmak
61. Herhangi Bir Kesici Aleti, Silahı Kardeşine Doğru Tutarak Korkutmak
62. Bilerek Babasından Başkasına Baba Demek
63. Uğursuzluğa İnanmak
64. Altın ve Gümüş Kaptan Yemek İçmek ve Kullanmak
65. Cedelleşmek, Diyalektik, Kur’ân ve Dini Konularda Deliller Aramak
66. Eşine, Hizmetçilerine, Zayıflara ve Kölelere Haksızlık Edip Zulmetmek ve Eziyet Etmek 67. Tartıda ve Ölçüde Haksızlık Yapmak
68. Allah’ın Azabından (Mekr’inden) Emin Olmak
69. Allah’ın Rahmetinden Ümit Kesmek
70. İyiliğe Karşı Nankörlük Yapmak
71. Fazla Suyu Hapsedip Kimseye Vermemek
72. Hayvanın Yüzünü Dağlamak
73. Kumar Oynamak
74. Harem (Mekke) Bölgesinde Taşkınlık Yapmak
75. Özürsüz Cuma Namazını Terk Etmek, Bunda Israrcı Olmak
76. Müslümanları Gizlice İzlemek ve Mahremlerini Açığa Çıkarmak

AŞURE GÜNÜ

rivayete göre"muharremin onuncu gün olan aşure gününü oruçlu geçirene allahu teala ,bin hac,bin umre ve bin şehid sevabı yazar ve kendisine doğu ile batı arasındakilerin ecri verilir.bu kişi ismail (AS) ın çocuklarından bin köle azad etmiş gibi olur.kendisi adına cennette yetmiş bin köşk kaydedilir.allah onun canını cehenneme haram kılar"

başka bir rivayette şöyle varid olunmuştur." aşure gününü oruçlu geçirene onbin melek sevabı verilir.o gün ihlas suresini bin kere okuyana allahu teala rahmet nazarı ile bakar ve o kişi sıddıklardan yazılır" ashab ı kehfin bir yanından öbür yanına o gün döndürüldüğü rivayet edilmiştir...

muharrem-i şerif ayının biri ile onu arasında bir defa olmak üzere 2 rekatte bir selamla 6 rekat namaz kılınır.bu namaz akşamla yatsı arasında kılınabileceği gibi, yatsıdan sonra da kılınabilir. niyeti şöyledir" niyet eyledim ya rabbi,senin rıza i şerifin için namaza.herhangi bir komşumun ve din kardeşimin veya herhangi bir kimsenin bana hakkı geçmiş ise ,bu hakkın ödenmesi için allahu ekber..."

1. rekatte; fatiha, 1 ayetel kürsi,11 ihlas
2.rekatte; fatiha,10 ihlas
3.rekatte; fatiha,1 el hakümüttekasür,11 ihlas
4.rekatte;fatiha,10 ihlas
5.rekatte;1 fatiha,3 kafirun,11 ihlas
6.rekatte; fatiha,10 ihlas
namazdan sonra dua edilir.

muharremin 9. ve 10. geceleri bir tesbih namazı kılmalı,ve yine bu gecelerde teheccüd vaktinde,4 rekat namaz kılınır.her rekatte fatiha ve 50 ihlas okunur.

ben bu makalelerde ,nafile ibadetlere çok yer verdim. belki bundan dolayı beni eleştirenler olabilir.ben bunları duyurarak bir hayra vesile olmak istiyorum.Allahu teala inşaallah bu günlerde ibadet etmek nasip olur.

muharrem şerif ayı bizler için çok önemlidir. gayri müslimlerin yılbaşını, aybaşını, hafta başını, gün başını kutlayan müslümanlar,biraz da kendi yılbaşlarını ihya etseler.bu önemli günde rivayet edilen nafilelerle gecelerini ve gündüzlerini süsleseler hiçbir şey kaybetmezler.Allah zengin biz fakiriz.arşın rabbi zengin Allah….

Bu Muharrem-i şerif ayında o kadar güzel olaylar yaşanmış ki; ben bunları naklatmekle bitiremem.sadece kısa kısa değinebilirim .rabbimin izniyle.

Aşure günününde oruç tutmak ve bir öncesi ile bir sonrasını da bu oruca ilave etmek gerek.yani her gece sahura kalkıp yemeli ve iftar vakti de orucu bozmalı.hatta rivayet edilir ki,bu gündeyani aşure gününde yapılan dualar kabul edilir.biz Müslümanlar olarak bugünü kaçırmamalı, dualarımızı bugünde daha uzun tutmalıyız.rabbimizden hem dünyalık hem ahiretlik şeyler istemeliyiz.dua müslümanın silahıdır.duamız islama uygun olsun ve abartısız olsun yani cennette bir köşk isterim deyipte içinin işçiliğini de katmayın duanıza…teşbihte hata olmasın inşallah….

Aşure günü olmuş önemli olaylardan bazılarını da yeri gelmişken sıralamak icab ediyor.bunlar şöyledir;
*yerlerin ve göklerin yaratılması.
*hz Adem (AS) ın tövbesinin kabul edilmesi. (biz de bu gün de tövbemizi tazeleyelim inşaAllah)
*Hz Nuh (AS) ın tufandan kurtulması gemisinin karaya oturması.(rabbim bizleri de dünyanın fitnesinden korusun inşaAllah)
*Hz Yunus(AS) ın balığın karnından çıkması (la ilahe illa ente subhaneke inni küntü minezzalimin ) duasını okumuştu.
*Hz İbrahim (AS) ın dünyaya gelmesi ve ateşte yanmaması (rabbim bizler için açılan ateşleride söndürür bu günde inşaAllah)
*Hz İdris (AS) ın göğe kaldırılması
*Hz Süleyman (AS) a saltanat verilmesi
*Hz Yakup (AS) ın Hz Yusuf (AS) a kavuşması
*Hz Yusuf (AS) ın kuyudan çıkartılması
*Hz Eyyubun (AS) hastalıktan şifa bulması
*Hz Musa (AS) ın kızıldenizi geçmesi ve firavunun helak olması (inşallah bu günde bu devirde ki firavunlar da helak olur.)
*Hz İsa (AS) ın doğumu ve ölümden kurtulup diri olarak göğe çıkarılması.
*Hz Hüseyin (RA) kerbela da şehit edilmesi.
*kıyametin kopması da aşure (nin Cuma olduğu bir ) gün olacaktır.

Aşure günü oruç tutmak hakkında peygamberimiz SAV buyuruyor ki;”aşure günü orucunun önceki yılın günahlarına kefaret olacağını umarım “buyurmuştur.şimdi aklımıza şu soru gelebilir.aşuregünü ne yapmalıyız? Maddeler halinde sıralayacağım

*o gün,eve ufak tefek erzak alınırsa,bir sene boyunca evde bereket olur.
*en az on müslümana birer selam veya bir müslümana on selam verilir,fakir fukara sevindirilir.
*gusledenler ,bir sene ufak tefek hastalık görmezler
* 10 defa şu dua okunur. (subhanellahi milel mizan ve müntehel ilmi ve meblegar rıza ve zinetel arş.)
*yine aşure gününe mahsus olmak üzere kuşluk vaktinde 2 rekat namaz kılınır.her rekatte 1 fatiha 50 ihlas okunur.namazdan sonra 100 defa şu salavat şerife okunur.
(allahumme salli ala seyyidina muhammedin ve ala ali seyyidina muhammedin ve ademe ve nuhin ve ibrahiyme ve musa ve isa vema beynehüm minen nebiyyine vel murselin.salavatullahi ve selamuhu aleyhim ecmain.)

*öğle ile ikindi arasında 4 rekat namaz kılınır.her rekatte 1 fatiha, 50 ihlas okunur.
Namazdan sonra 70 istiğfar,70 salavatı şerife
70 la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim. Okunur ve dua edilir.

AŞURE GÜNÜ ORUCU VE İBADETLERİNİN FAZİLETLERİ:

“ALLAH’u Teâlâ (Celle Celalühu); Aşure gününü oruçlu geçirene 1000 Hac, 1000 Umre ve 1000 Şehid sevabı yazar ve kendisine doğu ile batı arasındakilerin ecri verir. Bu kişi Hz. İsmail’in (A.S.) çocuklarından 1000 köle azad etmiş gibi olur. Kendisi adına Cennet’te 70.000 köşk kaydedilir.Ve ALLAH C.C. ONUN CANINI CEHENNEME HARAM KILAR.
Rivayete göre “Aşura gününü oruçlu geçirene 10.000 Melek sevabı verilir. O gün, İhlâs Sûresini 1000 kere okuyana ALLAH’u Teâlâ C.C. Rahmet nazarı ile bakar ve o kişi Sıddıklardan yazılır”
Her kim aşure gecesini (ibadetle) ihya ederse, ALLAH C.C. onu dilediği kadar ihya edecek. Hadis-i Şerif
“Her kim aşure gecesini ibadetle geçirir ve ertesi günüde (yani aşure gününü) oruçla geçirirse o kişi ölürken nasıl öldüğünü bilmeden ölecektir.”Hadis-i Şerif
Her kim Aşure gecesi ve gününde bir alimin sohbetine giderse veya ALLAH’ı C.C. zikreden bir cemaatin arasında 1 saat oturursa ALLAH’u Teâlâ’nın onu Cennete sokması ALLAH C.C. üzerine hak olur.
Aşure günü gusleden, ALLAH C.C. indinde günahlarından anasının onu doğurduğu gündeki gibi temiz olur.

Aşure günü iki kere gusledenin ebedi gözü ağrımaz göz ağrısı çekmez ve yine aşure günü gusledenin bir daha seneki güne kadar ölüm hastalığından başka hastalık çekmeyeceği rivayet ediliyor.
Muharrem ayındaki, Aşura günü orucu geçen senenin küçük günahlarını örter.
(“Geçen seneye keffarettir.” Hadis Şerif / Müslim)
Aşure gününde 10 Müslüman’a selam veren bütün dünyadaki Müslümanlara selam vermiş gibi olur.
Aşure günü orucunda bir kişiye iftar ettiren bütün Müslümanları iftar ettirmiş gibi olur.
Aşure günü bir yetimin başını okşayana başındaki kıl sayısınca ALLAH C.C. ona Cennette derece ihsan eder.
Aşure gecesi ve Aşure günü zerre kadar sadaka verene Uhud dağı kadar sevap verilir.
Ulema buyuruyor; Aşure günü çoluk çocuğuna, evine bolluk yapan bir sene boyunca bolluk bereket görür.
Aşure günü görüşmediği akrabalarıyla mutlaka görüşmeli, onları arayıp sormalıdır.
Aşure günü ve her zaman ALLAH’u Teâlâ dille ve kalple devamlı zikredilmelidir. ALLAH’u Teâlâ’yı zikretmek en büyük ibadettir. Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın Adıyla ” “ALLAH’I ANMAK ELBETTE EN BÜYÜK (İBADET) TİR.” ANKEBUT/45 “

Muharrem Ayı ve Aşure Günü

Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır. Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir. Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir. Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır. Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz. Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1) Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir. Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir: 1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür. 2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir. 3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur. 4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir. 5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır. 6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir. 7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir. 8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur. 9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır. 10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2) Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi. İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur. Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi. "Bu ne orucudur?" diye sordu. Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler. Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3) Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu. Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir: "Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69. O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu. Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir. Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu: "Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?" Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5) Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır: "Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(6) "Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir. Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" demektedir. Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir. Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır. Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir. Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder. Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir. Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez. Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır. 1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793. 2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140. 3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31. 4) Müslim. Siyam: 117. 5) Tîrmizî. Savm: 40. 6) A.g.e., Savın: 47. 7) İbni Mâce. Siyam: 43. 8) İhyâ, 1:238 9) et-Tergîb ve'l-Terhİb,

WHEN I GET DEPRESSED

When i get depressed (which is a lot often these days) I do the following and tehy always work:
1. Read as much Quran as possible. Although I have always made a point to atleast read a few aayahs everyday but when i am depressed I try to read as much as possible. The point to taht is when you are reading the Quran and it's meaning, you somehow get your answers.
2. Pray Tahajud. I dont know why but everytime i am depressed I get insomniac and so I pray Tahajud as many Rakahs as possble. Evry time I pray Tahajud I feel as if nothing in the world can touch me.
3. Pray for peace of mind and then forget about my problem because I know the almighty will take good care of me.
4. Blog and go blog hopping. cheerful people make you happy. and if some one is sad then cheering them up cheers you up.
5. Read a good book. It is better to use your time in something worthwhile rather than fretting over nonsense.
6. Take interest in others. I know most of us do but take even more interest in others, be helpful. Better to take interest in others rather tahn yourself.
7. if you are feeling bad about yourself or totally 'suicidal' (suicidal meaning 'what am i heading towards'), try writing down all the things good about you.

 Qala RasulAllah: rabbi ij`alni ilayka awwahan:

"Oh Allah, make me one who often cries out to you."
The Prophet used to supplicate thus: "O my Lord! help me and do not cause me to face difficulty; grant me victory and do not grant anyone victory over me; devise for me and not against me; guide me and facilitate guidance for me; make me overcome whoever rebels against me; O my Lord! make me abundantly thankful to You (shakkaran laka), abundantly mindful of You (dhakkaran laka), abundantly devoted to You(rahhaban laka), perfectly obedient to You (mitwa`an ilayka), lowly and humble before You (mukhbitan laka), always crying out and turning back to You (awwahan muniban)!...."

Salı, Kasım 22

Efendimizin Kızına Evlenirken Ettiği nasihat

Peygamber efendimiz Hz. Fâtıma'ya düğün günü şöyle nasihat etti:

*Kızım, evimizden çıkıp başka bir eve, ülfet etmediğin bir kimseye gidiyorsun..
*Sen kocana yer ol ki, o sana gök olsun!
*Sen ona hizmetçi ol ki, o sana köle olsun!
... *Kocana yumuşak davran!
*Öfkeli hallerinde sessizce yanından kayboluver..
*Öfkesi geçinceye kadar ona görünme..
*Ağzını ve kulağını muhâfaza et..
*Kocan sana fenâ söylerse, söylediklerini duyma;
*sakın mukâbelede bulunma!
*Ona karşı gelme!
*Dâimâ senden güzel söz işitsin, güler yüz görsün..
*Bu suretle sana iyi nazarla baksın..",

Pazartesi, Kasım 21

SABAH NAMAZI

Ey Âdemoğlu! Günün evvelinde bana kulluk et ki, günün sonuna kadar seni
korktuklarından emin edip, umduklarına ulaştırayım.

Rızıkların taksimi ve berekâtın inme zamânı olan sabah namazı vaktini uykuda geçirenlerin rızkı noksanlaşır. Günün en şerefli zamanıdır. Vücûdun en zayıf vakti olduğundan, birçok hastalığının faaliyeti de o zaman baslar. Sabah uykusu rızkı noksanlaştırır.

Hadisi Şerif’de : Bir kısım melekler gece, bir kısmı da gündüz size gelirler. Sabah ve ikindi namazını sizinle kıldıktan sonra melekler semâya çekilir. Mevlâ meleklerine: “Kullarımı ne halde bıraktınız?” diye sorar. Onlar: “Yâ Rabbi. Onları namaz kılarken bulduk, namaz kılarken bıraktık” derler. (Müslim C 1 S. 260 Hadis No: 210)

Hadisi Şerif’de : Ayın on dördüydü. Resûlüllah S.A.V. aya baktı ve: “Su ayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz. Günesin doğması ve batmasından evvelki (Sabah ve ikindi) namazları(nı)edâ etmekte Mü'min kardeşlerinize elinizden geldiği kadar yardımcı olun ve bunu terk etmeyin” buyurdu. (Müslim C 1 S. 260 Hadis No: 216)

Hadisi Şerifde : Kim yatsı namazını cemâatle kılarsa, gecenin yarısını, sabah namazını da cemâatle kılarsa, gecenin tamamını namazla geçirmiş gibi mükâfâta mazhar olur. (Müslim C 1 S. 260 No: 287)

Sabah Namazını Cemâatle kılmayan kişinin, bir nefsi aslâ kemâl bulmaz.
(M.I.R.C.1 M 52)

Sabah namazını, cemâatle kılmak bir gece nâfile namaz kılmaktan birkaç mertebe üstündür. (Bu noktaya dikkat etmeli...) (Mektûbat)

Hadisi Şerifde : Kim sabah namazını kılarsa, Allah'ın zimmetinde (himâyesinde)dir. Allahü Teâlâ zimmetinde olmayanı yüz üstü cehenneme atar. (Müslim C 1 S. 260 Hadis No: 288)

Ebû Hüreyre R.A.: “Biz Peygamberimiz zamanında erkenden sabah namazına
gelmeyi, Resûlüllah ile savaşta bulunmuş kadar şerefli sayardık” demiştir.

Hadisi Şerifde : İki rekat sabah namazı, dünyadan ve içindekilerden hayırlıdır.

Hadisi Şerifde : Yatsı ve sabah namazı münâfıklara ağır gelir. İnsanlar bu namazlarda olan füyüzât-ı ilâhîyi bilseler, emekleyerek de olsak (gelip) kılarlardı. (Ruhulbeyan C. 5 S. 444)

NAMAZIMIN VAKTİ GEÇTİ Mİ

Kafkasya'da, Gimri Muharebesi'nde, bağrına zâlim bir Rus süngüsü saplanan Kafkas Kartalı Şeyh Şâmil, büyük bir soğukkanlılıkla bir ucu sırtından görünen süngüyü çıkarıp attı. Bir yanda canından çok sevdiği İmam Gazi Muhammed'in şehâdeti, bir yanda da bağrına saplanan süngü, Şeyh Şâmil'i yaralı bir arslan hâline getirmişti. Sol elindeki kılıç her vuruşunda birkaç Rus ...kâfirini yere seriyordu. Korkudan gözleri yuvalarından fırlayan Ruslar, kaçacak delik arıyorlardı. Şâmil, akşamın karanlığına karışıp gitmişti. Şâmil'in yaralandığını gören Gimri Câmiî müezzini Şâmil'i takip edip, karanlık iyice bastırdığında onu bir mağaraya götürdü.
Müezzin Mehmet Ali'den durumu öğrenen Şeyh Şamil'in kayınpederi Abdülaziz Efendi hemen yola çıktı. Dağıstan'ın en meşhur cerrahlarından birisi idi. Birkaç gün mağarada kalarak Şeyh Şâmil'i şifalı otlardan hazırladığı ilâçlarla tedâvi etti.
Ancak bu tedâvinin daha uzun bir süre devam etmesi lâzımdı. Şeyh Şâmil'i, Unsokul Köyü'ne getirdiler. Tedâviler aralıksız sürüyordu.
Tam 25 gün sonra Şeyh Şâmil komadan çıktı. Gözlerini ilk açtığı an başucundan hiç ayrılmayan annesini gördü. Annesine ilk sözleri şu oldu:
"Anacığım! Namazımın vakti geçti mi?"

HİMMET GELSİN İSTİYORSAN..

Sofi her şeyde düzenli olacak.Yaptığı iş düzenli olacak dağınık olmayacak.O kadar ki kıyafetleri bile dağınık olmayacak,katlayıp koyacak..Her iş böyle olursa,niyette salih olursa Sadat himmet eder.Sadatlarda himmet çoktur

Bir iş yapmak istediğinizde engeller çıktığı oldu mu hiç?

Sordum ben bunun sebebini kurban 'niyet' dediler..Niyetlenip bir işe başladınız,önünüze engeller çıktıysa niyetinizi kontrol edin.Tekrar çıkarsa tekrar kontrol edin.O niyetin Allah rızasına bağlanması lazım.Olmazsa engeller kalkmaz aksine daha çok engel çıkar.iki ...kere iki dört kurban,böyle birşeyle karşılaştığınızda hemen aklınıza yazdıklarım gelsin ardındanda o işteki niyetinizi tekrar tekrar kontrol edin.Niyeti salihleştirin gerisini Sadatlara bırakın.Bakın Gavsımız ne diyor : "Niyet salih olursa Sadatlar himmet eder."
Ve bakın Gavsımız nasıl müjde veriyor:
"Niyet Allah için olursa hem dünya kurtarır,hem ahiret kurtarır."

Cumartesi, Kasım 19

ASR SURESİ

Bu sure Mekke’de inmiş olup üç ayetten oluşmaktadır. Sure adını ilk ayette geçen “asr” kelimesinden almıştır.
Asr suresi kısa olmakla beraber Kuranı Kerimdeki bütün nasihatlerin özü sayılır. İmam Şafii’nin bu sure hakkında “Şayet Kur’anda başka bir şey nazil olmasaydı. Bu sure insanlara yeterdi. Çünkü o Kur’anın bütün bilgilerini içine almıştır” dediği nakledilir.
Taberani Evsat’da; Ebu Huzeyfe’den şöyle dediğini rivayet etmiştir. “Resulallah (sav) ashabından iki kişi karşılaştıklarında biri diğerine Asr suresini okumadan , sonra da biri diğerine selam vermeden ayrılmazlardı”
Bu surenin açıkladığı büyük gerçek şudur:
İnsanlık tarihi boyunca tüm zamanlarda insanları kurtuluşa götüren tek bir sistem vardır. O da asr suresinin sınırlarını çizdiği sistemdir. Bunun dışında kalan her şey boştur, hüsrandır. Öyleyse tek kurtuluş yolu vardır ki o da iman etmek, Salih amel işlemek, hakkı ve sabrı tavsiye etmektir.
1. Asra andolsun ki
2. İnsanlık mutlak hüsrandadır
3. Ancak iman edip Salih amel işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler başka

Asr kelimesi; “hapsetmek, menetmek, sıkıp suyunu çıkarmak anlamına gelirken isim
olarak, dehr, mutlak zaman, karn yani 80 veya 100 senelik zaman dilimi, ikindi vakti ve ikindi namazı” gibi anlamlara gelir.
Müfessirler ise Kur’anı Kerimde zikredilen Asr kelimesini daha çok, “ikindi vakti, ikindi namazı, mutlak zaman, âhir zaman, asr-ı saadet” diye tefsir etmişlerdir.
Asr kelimesini “mutlak zaman” diye tefsir eden müfessirlere göre zamanın ne kadar önemli olduğuna, ömrünü gereksiz işlerle geçirenlerin hüsrana uğrayacaklarına ve ondan ancak dört özellik sahibinin kurtulacağı gerçeğine dikkat çekmek içindir. Bunlarda 1. İman 2. Salih Amel 3. Hakkı Tavsiye 4. Sabrı Tavsiye etmektir.
Razi şöyle anlatır: “Buz satan birisi pazarda şöyle bağırıyordu: sermayesi eriyen bu şahsa merhamet edin” Onun bu sözünü duyunca bu söz Asr suresinin anlamıdır” dedim. İnsana verilen bu ömür bir buz gibi hızla erimektedir. Eğer bunu ziyan eder veya yanlış yere harcarsa insanın hüsranına neden olur.
Hızla geçen zamanı bu dört özellikten yoksun geçiren bir insan dünyada ne işle meşgul olursa olsun, hayatını boşa harcamış kabul edilir. Karlı çıkanlar ise ancak bu dört özelliği taşıyanlar ve ona göre davrananlar olacaktır. Şöyle bir benzetme yaparsak; “bir sınav salonunda kendisine belli bir zaman tanınan öğrencinin süre içinde sorulara cevap vermek yerine başka işlerle uğraşması gibidir. O zaman öğrenciye yanındaki saat işaret edilerek geçen zamanın zararına olduğu ve hüsrana uğrayacağı uyarısında bulunulur. Karlı çıkan öğrenciler ise; kendilerine tanınan zamanın her anını sorularla cevaplamak için kullananlardır.
Asr kelimesini ikindi namazı olarak tefsir eden müfessirlerden, Mukatil’e göre; Yüce Allah burada ikindi namazına yemin etmiştir. Çünkü “Namazlara sıkıca devam edin özellikle orta namazına (Bakara 238) ayetinde orta namazı, alimlerin çoğunluğuna göre ikindi namazı olduğu için özel bir fazileti vardır.
İkindi vakti gündüzün sonuna doğru insanların en fazla kazanç ve ticaret için dünya işlerine daldıkları iş zamanı olması itibariyle ikindi namazının o zamanda kılınmasının zorluğu olduğu gibi yüksek bir uyarı özelliği de vardır. Dolayısıyla ona yemin etmekle faziletine dikkat çekmekte önemli bir anlam verir.
Aynı zamanda ikindi vakti insanın ömrünün sonunun yaklaştığına da işaret eder. Bu yüzden de ikindi vaktine dikkat çekilmiştir.
Allahu Teala insanları Hz. Adem’den kıyamete kadar bir amaç için yaratmıştır. Bunu da Kur’anda Zariyat Suresi 54. ayetinde “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” diyerek ifade etmiştir. Öyleyse insanların hayatı boyunca ey önemli vazifesi iyi bir kul olmaktır. Buna göre iyi bir kul olmak için önce Allah’a karşı sonra da yaratılmışlara karşı vazifelerimizi iyi bilmeli ve ona göre hayatımızı yönlendirmeliyiz. Kulluk; Allah’ın emirlerine sonsuz bir sevgi ve saygı ile karşılık beklemeden inanmaktır. İyi bir kul olmak , Allah’a karşı yapmış olduğu bütün ibadetlerinde ihlaslı davranıp, Allah katında iyi bir mertebeye ulaşmak için çalışmaktır.
Asr suresi kısa bir sure olmasına rağmen iyi bir kul olmanın sınırlarını en güzel şekilde çizmektedir. Surede sıralanan dört ilkeden iman etmek, Salih amel işlemek insanın Allah’a karşı vazifeleri Hakkı ve sabrı tavsiye etmek ise yaratılmışlara karşı vazifeleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

1. Asr’a andolsun ki
2. İnsanlar mutlak hüsrandadır
3. Ancak iman edip, Salih amel işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler başka

İMAN ETMEK

İman etmek; Allah’a ve onun bizlere göndermiş olduğu, her şeye samimi bir kalp ile inanıp bunu dil ile söylemektir. Allah’ın bizden istediklerine ve inan dediklerine kesin olarak inanmaktır.
Aslında iman Allah ile yapılmış manevi ve kalbi sözleşmedir. Nasıl ki sözleşme yaparken kişiye bazı yükümlülükler , sorumluluklar ve şartlar sunulur ve kişi bu şartları kabul edip altına imza atarsa Allah’a iman etmek de aynı bunun gibidir. Allah’a iman etmekle insan Allah’ın emir ve yasaklarına uyacağına her şart ve zeminde Allah ve Resulunun yolunu takip edeceğine, Resulullah’ın sünnetine uygun bir yaşantı seçeceğine dair söz vermektir. Sonra da Kelime-i Şehadet okuyarak bir nevi imza atmış olur.
Bir insan imanı sayesinde dünya nimetlerine ve dünya hayatının imkanlarına dört elle sarılmaktan kurtulup Allah katında iyi bir yer elde edebilmek için çalışır. İyiliği sırf iyilik olduğu için,Allah istediği için yapar.
İman hayatının en büyük temelidir. İyiliğin her türü, her dalı burada dal budak sarar. Meyvelerin hepsi buna bağlıdır. İman olmadan iyiliğin her dalı solmaya ve kurumaya mahkumdur. Nitekim İbrahim suresi 18.ayetinde “Rabbini inkar edenlerin iyi davranışları fırtınalı bir günde şiddetli rüzgarda savrulan küle benzer, yaptıkları iyi işler karşılığında ellerine hiçbir şey geçmez. İşte koyu sapıklık budur.”
Nur Suresi 39. ayetinde ise “ Kafirlerin amelleri ise çöllerdeki serap gibidir. Susuz kimse onu su zanneder, fakat oraya varınca hiçbir şey bulamaz. Kafir karşısında Allah’ı bulur. O da hesabını hesapsız olarak görür. Zaten Allah’ın hesaplaşması çabuktur” denmektedir.
Bunlar imana dayanmadığı müddetçe tüm iyiliklerin tüm değerlerin boşa çıkarılacağını gösteren apaçık hükümlerdir.
Yine Allah (cc) Kuran-ı Kerimde gerçek imanın ne olduğu şu ayetlerle açıklamıştır.
“ Müminler o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir.” (Enfal 2)
“ Müminler onlardır ki Allah ve Resulüne inandılar, sonra şüphe etmediler” (Hucurat 15)
“Rabbimiz Allah deyip, doğru yolda sebat edenler” (Fussilet 30)


SALİH AMEL

İnsanın hüsrandan kurtulması için gerekli olan ikinci özellik amel-i salihtir. Amel-i Salih büyük küçük her türlü iyilik demektir.
İman ettikten sonra sıra onun tezahürü olan salih amele gelmektedir. İman ile amel ilişkisi tohum ve ağaç ilişkisi gibidir. Eğer toprakta tohum olduğu halde ağaç meydana gelmiyorsa onun anlamı toprakta gömülü kalmış olmasıdır. Salih amel onun topraktan çıkmış halidir.
Onun için Kuranda verilen müjdeler iman etmenin yanında Salih amel de işleyenler için geçerlidir. Bu surede bize Salih amel olmadan sadece iman ile insanın hüsrandan kurtulamayacağı da anlatılmaktadır.
Salih amel işlemek demek yapmış olduğun bütün ibadetlerin de ihlaslı olmak demektir. Yani yaptığın bütün işleri sadece Allah rızası için , sırf Allah istediği için yapmaktır.
Bir fakire yardım edeceksen bunu Allah rızası için yapmak, Ayşe, Fatma duysun diye değil yolda gördüğün bir taşı sırf bir Müslüman zarar görmesin diye kaldırmak. İşte bütün bunlar bir salih ameldir.
Yapmış olduğumuz ibadetlerin olmazsa olmaz tek şartı var ki huşu ve ihlastır. Kılınan namaz huşu ile ihlaslı olarak kılmak gerekir. Çünkü insan çok ibadetiyle değil, ihlaslı olarak yaptığı ibadetleri ile kurtuluşa ereceklerdir.

HAKKI TAVSİYE

Eğer iman etmek ve Salih amel işlemek yeterli olsaydı bu sure burada biterdi. Fakat surenin devamında hakkı ve sabrı tavsiye etmenin gerekliliği ifade edilmektedir.
İslam’ın ana ilkesi hakkı hayata hakim kılmaktır. Hak kelimesi doğruya, adalete, uygun gerçek sözdür. Kur’an ve sünnette farklı ve kesin ifadelerle hakkı tavsiye etmek emredilmiş, iyiliği emredip, kötülüğü menetmek müminlere farz kılınmıştır.
Hak batılın zıttıdır. Her şart altında doğru olan şeydir. Hakka yönelmeyen her şey ise batıldır.
Hakkı tavsiye etmek en büyük cihaddır. Hakkı tavsiyeyi ister elimizle, ister dilimizle, ister kalbimizle yapalım ama mutlaka yapalım. Çünkü hakkı tavsiye etmemenin bedeli çok ağırdır. Bunun için hakkı tavsiye etmek zorunludur.
Toplumda her fert sadece kendisi, hakkı, doğruyu ve adaleti yerine getirmekle kalmamalı, aynı zamanda başkalarına da tavsiye etmelidir. Bir toplumu manevi boşluktan ve ahlaki çöküşten korumak ancak bu şekilde olur. Eğer bir toplumda bu anlayış yoksa işte o toplum hüsrandan kurtulamaz.
Günümüzde gençlik ahlakı dejenereye uğrarken, gençliğin manevi değerleri tahrip edilirken bu duruma seyirci kalmak, kendi kendimize dertlenip sadece şikayetle yetinmek, başkalarını sorumlu tutarak işin içinden ayrılmak büyük hatadır.
Nitekim “İsrail oğullarından kafir olanlar, Davud ve Meryem oğlu İsa’nın diliyle lanet olundular. İşte bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyledir. Yaptıkları kötülükten vazgeçmiyorlardı, ne kötü şey yapıyorlardı.” Maide suresinin (78 -79.) ayetlerinde Hz. Davut (a.s) ve Hz.İsa’( a.s)nın ümmetlerine helak olmalarının sebebi “Birbirini günahtan ve zulümden men etmemeleri idi ” şeklinde ifade edilmiştir.
Araf suresinin 163 -166. ayetlerinde ise Ben-i İsrail’in Cumartesi yasağını açıkça çiğneyerek balık tutmaya başladıkları, bu nedenle onlara azap indirildiği belirtilmiş, arkasından da bu azabtan ancak günahı önlemek için çaba sarf edenlerin kurtulduğu açıklanmıştır.
Hakkın anlatılması, Allah’ın dinini ve İslam’ı yüceltmek için içtenlikle mücadele etmektir. İnanan bir toplumun hakka karşı, batılın yayılmasına seyirci kalmamasıdır.
Öyleyse zulmün karşısında sessiz kalmak, emperyalist güçlerin yapmış olduğu zulüm ve haksızlıkları görmezlikten gelip tepkisiz durmak, maalesef bizim kurtuluşumuz değildir. Yapılan bütün haksızlık ve zulümlere sessiz ve tepkisiz kalmak insanlara ilahi cezaların gelmesine sebep olacaktır.
Bugün İslam ülkeleri, emperyalist güçlerin tehdidi ve işgali altında çaresiz, mazlum durumdadır. Bu haksızlıklara engel olamadan sadece seyrederek durursak hakkı tavsiyeyi ihmal etmiş oluruz.
İşte bütün bunları görebilmek için hepimizin şuurlu bir Müslüman olması, etrafımızda gelişen olaylara bakarken, Kur’an ve sünnet çizgisinden ayrılmaması gerekir.
Asr Suresinde Hakkın Tavsiyesinin yanında toplumun hüsrandan kurtulması için, sabrın tavsiyesi de şart koşulmuştur. Yani hakkın ve onu himaye etmenin uğrunda karşılaşılan bütün zorluk musibet, meşakkat, zarar ve mahrumiyetler karşısında sebat etmek tavsiye edilmiştir.
Sabır, insanı insan yapan değerler arasında en önemlisidir. Sabır çaresizce beklemek değil, inandığın dava üzerinde her türlü zorluğa ve şarta karşın dimdik durmak ve istikametten asla taviz vermemektir.
Kuranı Kerimde övülen ve tavsiye edilen sabır iman ve Salih amel yolunda olan sabırdır ki bu bir bağlılık göstergesidir.Her türlü zillete boyun eğmek, batılda saplanıp kalmaktadır. Şerre rıza göstermek ya da her türlü kötülüğe katlanmak kötülükler karşısında susup kalmak sabır değildir.
Sabır, hak-batıl mücadelesinde önümüze çıkan bütün sıkıntılara karşı mücadele edip, istikamette devamlılık göstermektir. Bütün bunları yaparken de tek dayanağımız Kuranı kerim ve Peygamberimizin sünnetidir. İyi bir Müslüman olmak için bu ikisini en iyi bilmeli ve hayatımızın merkezine yerleştirmeliyiz.
Ancak böyle amel edip Salih amel işleyen, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden insanlar zararda değildir. Bunlardan başkaları ise mutlaka zarardadır. Bu dört özellik olgun bir imanın göstergesidir.
Karşılıklı olarak sabrı öğütleme insanın gücünü arttırır. İnsanlar arasında toplumsal dayanışmayı harekete geçirir. İnsanları sevgi, azim ve sebatla donatır.
Kur’anı Kerimde ise sabırla ilgili;
“Ey iman edenler, sabredin sabırda yarışın ve Cihad için hazırlıklı bulunun. Allah’tan korunun ki kurtuluşa eresiniz” ( Ali İmran 200) Çünkü;
“Şüphe yok ki Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara 153)
“Ancak sabredenler mükafatlarına erdirilir” ( Zümer 10)
“ Sabredenleri müjdele ki onların kendilerine bir musibet geldiği zaman, biz herhalde Allah’a yönelmişiz ve mutlaka ona dönüp varacağız derler. İşte Rablerinden mağrifet ve rahmet hep onların üzerinedir” (Bakara 156 -157)

SONUÇ

Hayat bir imtihandır. Bu imtihanda Hak –batıl arasındaki mücadele söz konusudur. Hak –batıl davasında kimin safında olduğumuzu bilip, önümüze çıkan bütün sıkıntılara karşı göğüs gerip, mücadele edip, istikamette devamlılık göstermek gerekir. Hak –Batıl mücadelesinde bir kısım insanlar hakkın yanında, bir kısım da batılın yanında olacaktır. Bunun arası yoktur. Bu konuda Said-i Nursi Hazretleri “ Hak –batıl davasında bîtaraf olan, bertaraf olur” diyerek her müslümanın nasıl bir duruş sergilediğini bildirir. Bu bir İslami duruştur.
Biz Hz. Ömerlerin münafıklar ve kafirler karşısındaki tavizsiz duruşunu , Bilallerin, Ammarların, Yasirlerin, Ebu Leheblerin, Ebu Cehillerin karşısındaki korkusuz duruşuna muhtacız.
İşte bunlar için tek yapacağımız şey Kur’anı Kerim ve Peygamberimizin sünnetine sımsıkı sarılmak olmalıdır. Kur’anı Kerim ve Peygamberimizin sünnetini en iyi şekilde anlayıp hayatımıza uyarlamamız gerekmektedir.

The Principles of the Naqshbandi Way

'Abdul Khaliq al-Ghujdawani coined the following phrases which are now considered the principles of the Naqshbandi Sufi Order:

  1. Conscious Breathing ("Hosh dar dam")

    Hosh means "mind." Dar means "in." Dam means "breath." It means, according to Abdul Khaliq al-Ghujdawani (q), that
    "the wise seeker must safeguard his breath from heedlessness, coming in and going out, thereby keeping his heart always in the Divine Presence; and he must revive his breath with worship and servitude and dispatch this worship to His Lord full of life, for every breath which is inhaled and exhaled with Presence is alive and connected with the Divine Presence. Every breath inhaled and exhaled with heedlessness is dead, disconnected from the Divine Presence."
    Ubaidullah al-Ahrar (q) said, "The most important mission for the seeker in this Order is to safeguard his breath, and he who cannot safeguard his breath, it would be said of him, 'he lost himself.'"
    Shah Naqshband (q) said, "This Order is built on breath. So it is a must for everyone to safeguard his breath in the time of his inhalation and exhalation and further, to safeguard his breath in the interval between the inhalation and exhalation."
    Shaikh Abul Janab Najmuddin al-Kubra said in his book, Fawatih al-Jamal, "Dhikr is flowing in the body of every single living creatures by the necessity of their breath -- even without will -- as a sign of obedience, which is part of their creation. Through their breathing, the sound of the letter "Ha" of the Divine Name Allah is made with every exhalation and inhalation and it is a sign of the Unseen Essence serving to emphasize the Uniqueness of God. Therefore it is necessary to be present with that breathing, in order to realize the Essence of the Creator."
    The name 'Allah' which encompasses the ninety-nine Names and Attributes consists of four letters, Alif, Lam, Lam and the same Hah (ALLAH). The people of Sufism say that the absolute unseen Essence of Allah Exalted and Almighty is expressed by the last letter vowelized by the Alif, "Ha." It represents the Absolutely Unseen "He-ness" of the Exalted God (Ghayb al-Huwiyya al-Mutlaqa lillah 'azza wa jall). The first Lam is for the sake of identification (tacrif) and the second Lam is for the sake of emphasis (mubalagha).
    Safeguarding your breath from heedlessness will lead you to complete Presence, and complete Presence will lead you to complete Vision, and complete Vision will lead you to complete Manifestation of Allah's Ninety-Nine Names and Attributes. Allah leads you to the Manifestation of His Ninety-Nine Names and Attributes and all His other Attributes, because it is said, "Allah's Attributes are as numerous as the breaths of human beings."
    It must be known by everyone that securing the breath from heedlessness is difficult for seekers. Therefore they must safeguard it by seeking forgiveness (istighfar) because seeking forgiveness will purify it and sanctify it and prepare the seeker for the Real Manifestation of Allah everywhere.
  2. Watch Your Step ("Nazar bar qadam")

    It means that the seeker while walking must keep his eyes on his feet. Wherever he is about to place his feet, his eyes must be there. He is not allowed to send cast his glance here or there, to look right or left or in front of him, because unnecessary sights will veil the heart. Most veils on the heart are created by the pictures which are transmitted from your eyes to your mind during your daily living. These may disturb your heart with turbulence because of the different kinds of desire which have been imprinted on your mind. These images are like veils on the heart. They block the Light of the Divine Presence. This is why Sufi saints don't allow their followers, who have purified their hearts through constant Dhikr, to look at other than their feet. Their hearts are like mirrors, reflecting and receiving every image easily. This might distract them and bring impurities to their hearts. So the seeker is ordered to lower his gaze in order not to be assailed by the arrows of devils.
    Lowering the gaze is also a sign of humility; proud and arrogant people never look at their feet. It is also an indication that one is following the footsteps of the Prophet (s), who when he walked never used to look right or left, but used to look only at his feet, moving steadfastly towards his destination. It is also the sign of a high state when the seeker looks nowhere except towards his Lord. Like one who intends to reach a destination quickly, so too the seeker of Allah's Divine Presence is moving quickly, not looking to his right or his left, not looking at the desires of this world, but looking only for the Divine Presence.
    Imam ar-Rabbani Ahmad al-Faruqi (q) said in the 295th letter of his Maktubat:
    "The gaze precedes the step and the step follows the gaze. The Ascension to the high state is first by the Vision, followed by the Step. When the Step reaches the level of the Ascension of the Gaze, then the Gaze will be lifted up to another state, to which the Step follows in its turn. Then the Gaze will be lifted even higher and the Step will follow in its turn. And so on until the Gaze reaches a state of Perfection to which it will pull the Step. We say, 'When the Step follows the Gaze, the murid has reached the state of Readiness in approaching the Footsteps of the Prophet, peace be upon him. So the Footsteps of the Prophet (s) are considered the Origin of all steps.'"
    Shah Naqshband (q) said, "If we look at the mistakes of our friends, we will be left friendless, because no one is perfect."
  3. Journey Homeward ("safar dar watan")

    It means to travel to one's homeland. It means that the seeker travels from the world of creation to the world of the Creator. It is related that the Prophet (s) said, "I am going to my Lord from one state to a better state and from one station to a higher station." It is said that the seeker must travel from the Desire for the forbidden to the Desire for the Divine Presence.
    The Naqshbandi Sufi Order divides that travel into two categories. The first is external journeying and the second is internal journeying. External travel is to travel from one land to another searching for a perfect guide to take and direct you to your destination. This enables you to move to the second category, the internal journey. Seekers, once they have found a perfect guide, are forbidden to go on another external journey. In the external journey there are many difficulties which beginners cannot endure without falling into forbidden actions, because they are weak in their worship.
    The second category is internal journeying. Internal journeying requires the seeker to leave his low manners and move to high manners, to throw out of his heart all worldly desires. He will be lifted from a state of uncleanness to a state of purity. At that time he will no longer be in need of more internal journeying. He will have purified his heart, making it pure like water, transparent like crystal, polished like a mirror, showing the realities of all matters essential for his daily life, without any need for external action on his part. In his heart will appear everything that is needed for his life and for the life of those around him.
  4. Solitude in the Crowd ("khalwat dar anjuman")

    "Khalwat" means seclusion. It means to be outwardly with people while remaining inwardly with God. There are also two categories of seclusion. The first is external seclusion and the second is internal seclusion.
    External seclusion requires the seeker to seclude himself in a private place that is empty of people. Staying there by himself, he concentrates and meditates on Dhikrullah, the remembrance of God, in order to reach a state in which the Heavenly Realm becomes manifest. When you chain the external senses, your internal senses will be free to reach the Heavenly Realm. This will bring you to the second category: the internal seclusion.
    The internal seclusion means seclusion among people. Therein the heart of the seeker must be present with his Lord and absent from the Creations while remaining physically present among them. It is said, "The seeker will be so deeply involved in the silent Dhikr in his heart that, even if he enters a crowd of people, he will not hear their voices. The state of Dhikr overcomes him. The manifestation of the Divine Presence is pulling him and making him unaware of all but his Lord. This is the highest state of seclusion, and is considered the true seclusion, as mentioned in the Holy Qur'an: "Men whom neither business nor profit distract from the recollection of God" [24:37]. This is the way of the Naqshbandi Order.
    The primary seclusion of the shaykhs of the Naqshbandi Order is the internal seclusion. They are with their Lord and simultaneously they are with the people. As the Prophet said, "I have two sides: one faces my Creator and one faces creation." Shah Naqshband emphasized the goodness of gatherings when he said: Tariqatuna as-suhbat wa-l-khairu fil-jam`iyyat ("Our Way is Companionship, and Goodness is in the Gathering").
    It is said that the believer who can mingle with people and carry their difficulties is better than the believer who keeps away from people. On that delicate point Imam Rabbani said,
    "It must be known that the seeker at the beginning might use the external seclusion to isolate himself from people, worshipping and concentrating on Allah, Almighty and Exalted, until he reaches a higher state. At that time he will be advised by his shaikh, in the words of Sayyid al-Kharraz, 'Perfection is not in exhibitions of miraculous powers, but perfection is to sit among people, sell and buy, marry and have children; and yet never leave the presence of Allah even for one moment.'"
  5. Essential Remembrance ("yad kard")

    The meaning of 'Yad' is Dhikr. The meaning of 'kard' is the essence of Dhikr. The seeker must make Dhikr by negation and affirmation on his tongue until he reaches the state of the contemplation of his heart (muraqaba). That state will be achieved by reciting every day the negation (LA ILAHA) and affirmation (ILLALLAH) on the tongue, between 5,000 and 10,000 times, removing from his heart the elements that tarnish and rust it. This dhikr polishes the heart and takes the seeker into the state of Manifestation. He must keep that daily dhikr, either by heart or by tongue, repeating ALLAH, the name of God's Essence which encompasses all other names and Attributes, or by negation and affirmation through the saying of LA ILAHA ILLALLAH.
    This daily dhikr will bring the seeker into the perfect presence of the One Who is glorified.
    The Dhikr by negation and affirmation, in the manner of the Naqshbandi Sufi Masters, demands that the seeker close his eyes, close his mouth, clench his teeth, glue his tongue to the roof of his mouth, and hold his breath. He must recite the dhikr through the heart, by negation and affirmation, beginning with the word LA ("No"). He lifts this "No" from under his navel up to his brain. Upon reaching his brain the word "No" brings out the word ILAHA ("god"), moves from the brain to the left shoulder, and hits the heart with ILLALLAH ("except The God"). When that word hits the heart its energy and heat spreads to all the parts of the body. The seeker who has denied all that exists in this world with the words LA ILAHA, affirms with the words ILLALLAH that all that exists has been annihilated in the Divine Presence.
    The seeker repeats this with every breath, inhaling and exhaling, always making it come to the heart, according to the number of times prescribed to him by his shaikh. The seeker will eventually reach the state where in one breath he can repeat LA ILAHA ILLALLAH twenty-three times. A perfect shaikh can repeat LA ILAHA ILLALLAH an infinite number of times in every breath. The meaning of this practice is that the only goal is ALLAH and that there is no other goal for us. To look at the Divine Presence as the Only Existence after all this throws back into the heart of the murid the love of the Prophet (s) and at that time he says, MUHAMMADUN RASULULLAH ("Mu ammad is the Prophet of God") which is the heart of the Divine Presence.
  6. Returning ("baz gasht")

    This is a state in which the seeker, who makes Dhikr by negation and affirmation, comes to understand the Holy Prophet's (s) phrase, ilahi anta maqsudi wa ridaka matlubi ("O my God, You are my Goal and Your Good Pleasure is my Aim.") The recitation of this phrase will increase in the seeker the awareness of the Oneness of God, until he reaches the state in which the existence of all creation vanishes from his eyes. All that he sees, wherever he looks, is the Absolute One. The Naqshbandi murids recite this sort of dhikr in order to extract from their hearts the secret of Oneness, and to open themselves to the Reality of the Unique Divine Presence. The beginner has no right to leave this dhikr if he doesn't find its power appearing in his heart. He must keep on reciting it in imitation of his Shaykh, because the Prophet (s) has said, "Whoever imitates a group of people will belong to them." And whoever imitates his teacher will some day find this secret opened to his heart.
    The meaning of the phrase "baz gasht" is the return to Allah Exalted and Almighty by showing complete surrender and submission to His Will, and complete humbleness in giving Him all due praise. That is the reason the Holy Prophet mentioned in his invocation, ma dhakarnaka haqqa dhikrika ya Madhkur ("We did not Remember You as You Deserve to be Remembered, O Allah"). The seeker cannot come to the presence of Allah in his dhikr, and cannot manifest the Secrets and Attributes of Allah in his dhikr, if he does not make dhikr with Allah's Support and with Allah's Remembrance of him. As Bayazid said: "When I reached Him I saw that His remembering of me preceded my remembrance of Him." The seeker cannot make dhikr by himself. He must recognise that Allah is the one making Dhikr through him.
  7. Attentiveness ("nigah dasht")

    "Nigah" means sight. It means that the seeker must watch his heart and safeguard it by preventing bad thoughts from entering. Bad inclinations keep the heart from joining with the Divine. It is acknowledged in the Naqshbandiyya that for a seeker to safeguard his heart from bad inclinations for fifteen minutes is a great achievement. For this he would be considered a real Sufi. Sufism is the power to safeguard the heart from bad thoughts and protect it from low inclinations. Whoever accomplishes these two goals will know his heart, and whoever knows his heart will know his Lord. The Holy Prophet (s) has said, "Whoever knows himself knows His Lord."
    One Sufi shaikh said, "Because I safeguarded my heart for ten nights, my heart has safeguarded me for twenty years."
    Abu Bakr al-Qattani said, "I was the guard at the door of my heart for 40 years, and I never opened it for anyone except Allah, Almighty and Exalted, until my heart did not know anyone except Allah Almighty and Exalted."
    Abul Hassan al-Kharqani said, "It has been 40 years that Allah has been looking at my heart and has seen no one except Himself. And there is no room in my heart for other than Allah."
  8. Recollection ("yada dasht")

    It means that the reciter of Dhikr safeguards his heart with negation and affirmation in every breath without leaving the Presence of Allah Almighty and Exalted. It requires the seeker to keep his heart in Allah's Divine Presence continuously. This allows him to realize and manifest the Light of the Unique Essence (anwar adh-dhat al-Ahadiyya) of God. He then casts away three of the four different forms of thoughts: the egoistic thoughts, the evil thoughts, and the angelic thoughts, keeping and affirming solely the fourth form of thought, the haqqani or truthful thoughts. This will lead the seeker to the highest state of perfection by discarding all his imaginings and embracing only the Reality which is the Oneness of Allah, 'Azza wa Jall.
    `Abdul Khaliq al-Ghujdawani had four khalifs. The first was Shaikh Ahmad as-Siddiq, originally from Bukhara. The second was Kabir al-Awliya ("the Greatest of Saints"), Shaikh `Arif Awliya al-Kabir (q). Originally from Bukhara, he was a great scholar in both external and internal Sciences. The third khalif was Shaikh Sulaiman al-Kirmani (q). The fourth khalif was `Arif ar-Riwakri (q). It is to this fourth khalif that Abdul Khaliq (q) passed the Secret of the Golden Chain before he died on the 12th of Rabi`ul-Awwal 575 H.

Dhikr - Remembrance of God

Dhikr is the means by which Stations yield their fruit, until the seeker reaches the Divine Presence. On the journey to the Divine Presence the seed of remembrance is planted in the heart and nourished with the water of praise and the food of glorification, until the tree of dhikr becomes deeply rooted and bears its fruit. It is the power of all journeying and the foundation of all success. It is the reviver from the sleep of heedlessness, the bridge to the One remembered.

The shaikhs strive to remember their Lord with every breath, as the angels are always in the state of dhikr, praising Allah. One of our shaikhs said, "I remembered You because I forgot You for a moment, and the easiest way for me is to remember You on my tongue." If the seeker will mention his Lord in every moment, he will find peace and satisfaction in his heart, he will uplift his spirit and his soul, and he will sit in the Presence of his Lord. The Prophet (s) said in an authentic hadith mentioned in Ahmad's Musnad, "The people of Dhikr are the people of My presence." So the gnostic is the one who keeps the dhikr in his heart, and leaves behind the attachments of the lower worldly life.

Mention of Dhikr in the Qur'an


Dhikr is mentioned in many places in the Holy Qur'an, and in most verses, what was meant by the word dhikr is tasbih, glorifying; takbir, exalting; tahmid, praising; and praising and praying upon the Prophet (s).

Allah said in Surat al-Baqara, 152: "Remember Me and I will remember you." [2:152]

He said in Surat ali cImran, 41, "...and remember your Lord much and glorify Him in the evening and in the early morning." And again, 191, "Those who remember Allah while standing, sitting, and lying on their sides..." [3:41, 191]

He said in Surat al-Racd, 28, "Those who believe, and whose hearts find their rest in the remembrance of Allah--for, verily, in the remembrance of Allah hearts do find their rest." [13:28]

And He said in Surat al-Ah zab, 35, "...and men who remember Allah much and women who remember Him..." And again, 41,42, "O you who believe! Remember Allah with much remembrance; and glorify Him morning and evening." [33: 35, 41-42]

There are many, many other verses of Qur'an mentioning dhikr. Imam Nawawi said in his book, "Futahat ar-Rabbani cala-l- Adhkar an-Nawawiyya," vol. 1, p. 106-109, "All scholars of Islam have agreed on the acceptance and permissibility of Dhikr by heart and by tongue, for the adult men and women, for children, for the one who has ablution, and for the one without ablution; even for the woman during her menses. Moreover, dhikr is allowed by all scholars in the form of tasbih, tahmid, takbir and praising and praying for the Prophet (s)."

Dhikr polishes the heart and is the source of the Divine breath that revives the dead spirits by filling them with the Blessings of Allah, decorating them with His Attributess, and bringing them from a state of heedlessness to the state of complete wakefulness. If we keep busy with Dhikrullah, happiness and peace will be granted to us. Dhikr is the key to happiness, the key to joy, and the key to Divine Love.

Mention of Dhikr in the Sunnah


According to Bukhari, Abu Musa al-Ashcari related that the Prophet (s) said, "The difference between the one who makes dhikr and the one who doesn't make dhikr is like the difference between the living and the dead."

Tirmidhi narrated from Anas (r) that the Prophet (s) said, "If you pass by the Paradises of Heavens stay there." They asked, "Ya Rasul-Allah, what are the Paradises of Heavens?" He said, "The associations of Dhikr!"

Bukhari narrated in his book from Abu Huraira that the Prophet (s) said, "Allah, Almighty and Exalted, has angels who seek the people of Dhikr. If they find the people of Dhikr they encompass them until they reach the first heaven. And Allah asks his angels, 'What are my servants doing?' The angels say, 'O Allah, they are praising You and glorifying You and they are making Dhikr.' Allah says, 'Did they see Me?' The angels answer, 'No, they didn't see You.' Then Allah asks, 'How would it be if they were to see Me?' The angels reply, 'O Allah, if they were to see You, they would be making more praise of You and more glorification of You and more Dhikr of You.' And Allah asks 'What are they asking for?' The angels say, 'They are asking for Your Paradise.' Allah asks, 'Did they see My Paradise?' The angels answer, 'No, Our Lord.' Allah continues, 'How would it be if they saw My Paradise?' The angels reply, 'They would be more attracted and more eager to reach it.' Then Allah asks them, 'Of what are they afraid?' And the angels say, 'They are afraid of hellfire.' and Allah asks, 'How would it be if they saw my Hellfire?' and they reply, 'They would be running more and more away from it and asking more and more protection from it.' Then Allah said,' I am making you all My witnesses: that I am forgiving them of all their sins.' Then one angel asked, 'O our Lord, there is among these people one who is not from them, he came only to ask for something from one of them.' Allah said, 'Those are my beloved ones who are making My Dhikr. Anyone who comes into their circle will be forgiven, and I am forgiving him.'"

In Bukhari and Muslim it is narrated from Abu Huraira that the Prophet (s) said, "As my servant thinks about Me so will I be for him. I am with him if he will remember Me. If he calls on Me in himself I will call him in Myself, and if he calls on Me in a group of people, I mention him in a better group in My presence. If he approaches Me one handspan, I will approach him one arm's length; if he approaches Me one arm's length, I will approach him by a cubit; if he comes to Me walking, I will come to him running."

Tirmidhi and Ibn Majah narrated on the authority of Abi Darda that the Prophet said, "Do you want me to tell you of your best deeds, and the most honored and praised and sanctified to Your Lord, and the highest in its reward; better than spending gold and better than meeting your enemy and cutting their necks in the jihad?" They said, "Yes, Ya Rasulallah." He said, "Dhikrullah."

The Prophet (s) said, "Everything has its polish and the polish of hearts is dhikrullah."

Mu'adh bin Jabal (r) said, "Nothing saves you from Allah's punishment except Dhikrullah."

There are many, many other hadith about the benefits and blessings of Dhikr such that it is impossible to quote all of them here.

From the Sayings of Imams and Scholars about Dhikr


Ibn cAbbas (r) said "Allah, Almighty and Exalted, put a limit on all the obligations that He ordered human beings except for Dhikr. For it there is no limit."

Ibn Qayyim al-Jawziyya said in his book, Al-Wabil as-Sa'ib, p. 52, "There is no doubt that the heart oxidizes, just as copper and silver oxidize. Its polishing is the dhikr, which will make it like a white mirror. The oxidation of the heart is due to heedlessness and sin. Its polishing is by means of two actions: repentance and dhikr. If someone's heart is cloudy, the reflections of images will be unclear, he will see falsehood as truth and truth in the image of falsehood (batil). When there is too much oxidization on the heart, the heart will be darkened, and in the darkness the images of the Truth and Reality never appear. The best way to polish it is through Dhikrullah."

Ibn cAta'illah as-Sakandari said, "By Dhikr you leave behind heedlessness and forgetfulness, and you keep your heart Present with Allah, Almighty and Exalted. The best way to approach His Presence is by reciting the name 'Allah,' in the heart or on the tongue, or by reciting any of His Names." [Miftah al-Falah, p. 4]

Abul Qasim al-Qushayri said, "Dhikr is the strongest support in the way of Allah, 'Azza wa Jall. No one can reach the Divine Presence except by continuing to recite Dhikr." [Risalat al-Qushayriyya]

Mulay al-cArabi ad-Darqawi said, "Do not say, 'I am nothing'; neither say, 'I am something.' Do not say: 'I need such and such a thing'; nor yet: 'I need nothing.' But say: 'Allah,' and you will see marvels." [Letters of a Sufi Master]

We see from what has been mentioned that all guides and perfect shaikhs advised the seeker in the Way of Allah to make continuous dhikr in all states of their lives and to keep the company of the people in associations of Dhikr. We see that the Holy Qur'an and the Sunnah of the Prophet (s) and the scholars are all in accordance on this matter.

The Types of Dhikr


Dhikr can be can be done both silently or aloud. The Prophet (s) encouraged people to do both kinds. Among the scholars of shari'ah and the Sufi shaikhs, some preferred the loud dhikr and some preferred the silent dhikr.

Loud Dhikr


Bukhari narrated that Abu Huraira (r) reported that the Prophet (s) said, "If My servant mentions Me in himself, I will mention him in Myself. If he mentions Me in a group, I will mention him in a group in My presence." We understand from this hadith that to mention Allah in a group indicates loud dhikr. Some scholars determined from this that using loud dhikr is permitted.

Bukhari narrated in his book of hadith, that Ibn 'Abbas (r) said, "In the time of the Prophet (s) the people used to raise their voices in Dhikr."

Bukhari narrated in his book of hadith, that Abu Ma'bad (r), the freed slave of Ibn 'Abbas (r), said: "Ibn 'Abbas told me, 'In the lifetime of the Prophet (s), it was the custom to celebrate Allah's praises aloud after the obligatory congregational prayers.'" Ibn 'Abbas (r) continued, "When I heard the Dhikr, I would know that the congregational prayer had ended."

Imam Ahmad, Abu Dawud and Tirmidhi related that as-Sa'ib (r) preported that the Prophet (s) said, "Jibril came to me and ordered me to order my Companions to raise their voices in takbir."

It is narrated by Bukhari and Muslim and mentioned by Jalaluddin as-Suyuti, from other collections, that 'Ali bin Abi Talib (r) said, "I asked the Prophet (s) one time, 'O Messenger of Allah, guide me to the shortest way to Allah's Presence, and the easiest way to worship, and the best way for Allah, Almighty and Exalted. The Prophet (s) said, 'O 'Ali, you have to be continuously making Dhikrullah, silently and aloud.' I replied, 'O Prophet (s), all human beings are making dhikr. Give me something special.' The Prophet (s) said, 'O 'Ali, the best of what I, and all prophets before me, said is, la ilaha illallah. If all the heavens and earth were placed on one side of the balance and la ilaha illallah were placed in the other, la ilaha illallah would be heavier. Judgment Day will never come as long as there are people on this earth saying la ilaha illallah.' Then I said, 'How should I recite.' The Prophet (s) said, 'Close your eyes and listen to me reciting la ilaha ill-Allah three times. Then you say it three times and I will listen to you.' Then the Prophet (s) said it and I repeated it in a loud voice."

In the narration of Imam Ahmad and Tabarani this hadith is continued, describing how the Prophet taught his Companions the dhikr. "'Ibada bin Samit said that the Prophet (s) said, 'Is there any stranger among you?' And we said, 'No, Ya Rasul-Allah.' He said, 'Close the door.' Then he said, 'Raise your hand and repeat after me La ilaha illallah' We raised our hand and said, la ilaha illallah. Then the Prophet (s) said, 'Praise be to Allah that He sent me to this world with this kalimah, and He ordered me with it, and He promised me the Paradise with it, and He never changes His Promise.' Then the Prophet (s) said, 'Be happy! Allah has forgiven you.'"

Jalaladin as-Suyuti mentioned in an article called "Natijat al-Fikr fi Jahri-dh-Dhikr," the Benefits of Loud Dhikr, twenty-five authentic hadiths which mention doing loud dhikr.

Silent Dhikr


Allah mentioned in Surat al-Acraf, 205, "And remember thy Lord in thy self with humility and fear, and without loudness of speech, in the mornings and evenings; and be not of the neglectful." [7:205]

Imam Ahmad narrated, "Abu Huraira reported that the Prophet (s) said that Allah says, 'I am with my servant when he remembers Me and by his remembrance of Me his lips move." Commenting on this hadith, Imam Nawawi said, "Allah is with the one who remembers Him and calls Him in his heart, and calls Him on his tongue, but we must realize that the dhikr of the heart is more perfect. The rememberer made dhikr of the tongue in order to reflect the occurrence of the dhikr in his heart. When the love of Allah and His Remembrance overwhelms the heart and the spirit, the tongue is moved and the seeker brought near."

Sheikh Amin al-Kurdi said in The Enlightenment of Hearts (Tanwir al-Qulub) p. 522: "The dhikr by tongue, which combines sounds and letters, is not easy to perform at all times, because buying and selling and other such activities altogether divert one's attention from such dhikr. The contrary is true of the dhikr by heart, which is named that way in order to signify its freedom from letters and sounds. In that way nothing distracts one from his dhikr, as the poet says:

With the heart remember Allah, secretly from creation, wordlessly and speechlessly.

That remembrance is best of all: out of it flowed the sayings of the saints.

"That is why our Naqshbandi masters have chosen the dhikr of the heart. Moreover, the heart is the place where the Forgiver casts his gaze, and the seat of belief, and the receptacle of secrets, and the source of lights. If it is sound, the whole body is sound, and if it is unsound, the whole body is unsound, as was made clear for us by the chosen Prophet (s).

"Something that confirms this was narrated on the authority of cA'isha (r): 'Allah favors dhikr above dhikr seventyfold (meaning, silent dhikr over loud dhikr). On the Day of Resurrection, God will bring back human beings to His account, and the Recording Angels will bring what they have recorded and written, and Allah Almighty will say: See if something that belongs to my servant was left out? The angels will say: We left nothing out concerning what we have learnt and recorded, except that we have assessed it and written it. Allah will say: O my servant, I have something good of yours for which I alone will reward you, it is your hidden remembrance of Me.' Bayhaqi narrated it.

"Also on the authority of cA'isha: 'The dhikr not heard by the Recording Angels equals seventy times the one they hear.' Bayhaqi narrates it."

TASAVVUF EHLİNİN ÖZELLİKLERİ

- Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanırlar (Bakara 4 ve 177),
- gaybe iman ederler (Bakara 3, Fatır 18, Yasin 11),
- namazı kılarlar (Bakara 3 ve 177, Enfal 3),
... ... ... - Zekatlarını verirler (Bakara 177),
- Allah yolunda infak ederler (Bakara 3, Âl-i İmran 134, Teğabün 16),
- yakın akrabaya, fakirlere, yetimlere, yolda kalmışlara yardım yaparlar (Bakara 177),
- insanlara iyilik yaparlar (Âl-i İmran 134, Maide 93, Yusuf 90),
- mallarından isteyenlere ve yoksullara verirler (Zariyat 19),
- Allah için mallarıyla ve canlarıyla cihad ederler (Tevbe 44),
- Geceleri az uyuyup, seher vakitlerinde Allah’tan bağışlanma dilerler (Zariyat 17 ve 18),
- öfkelerine hakim ol...urlar (Âl-i İmran 134),
- affedicidirler (Âl-i İmran 134, Nisa 149, Şura 37, 40 ve 43),
- Verdikleri sözü yerine getirirler (Bakara 177),
- Yapacakları işleri aralarında istişare ederler (Şura 38),
- Sabır sahibidirler (Bakara 45 ve 177, Âl-i İmran 17-20-186, Hud 115, Kehf 28),
- Kötülük yaptıkları veya nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayarak tevbe ederler ve günahlarının bağışlanmasını dilerler, kötülükte ısrar etmezler (Âl-i İmran 134),
- doğru söz söylerler (Ahzab 70),
- dosdoğru olurlar (Tevbe 7)...,
- Rablerinin davetine icabet ederler (Şura 38),
- hesap gününden korkarlar (Ra’d 21, Mearic 26-27, İnsan 7). Irzlarını korurlar (Mü’minun 5-7),
- boş şeylerden yüz çevirirler (Furkan 72, Lokman 5, Mü’minun 3),
- İyilikte yardımlaşırlar (Maide 2),
- Kötülüğü iyilikle savarlar (Ra’d 22),
- İyilik etmeleri nedeniyle Allah’ın sevgisini kazanırlar (Al-i İmran 134),
- zulme uğradıklarında -haddi aşmadan- yardımlaşarak haklarını alırlar (Şura 39). Muhsin kimselerdir (Hud 90, Zümer 33-34). Salih amel sahibi kimselerdir (Meryem 60-63),
- Hidayet üzeredirler (Bakara 5).